SEDEF HASTALIĞI ve TEDAVİSİ

SEDEF HASTALIĞI ve TEDAVİSİ

Sedef Hastalığı Nedir Sedef deride kırmızı üzeri beyaz pullu çeşitli büyüklükte döküntülerle seyreden iyileşme ve tekrarlamayla ömür boyu sürebilen bir cilt hastalığıdır. Toplumda her 100 kişiden 1-2’sinde rastlanır. SEDEF için yardımcı doğal olarak bitkisel ürün kullanmak isterseniz, geniş bilgi almak için lütfen iletişim bölümünden irtibat kurunuz...

SEDEF HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Sedef hastalığı deri üzerinde sedef beyazı renkte pullanmaların olduğu kırmızı plaklar halinde ortaya çıkar. Derinin üst katmanı aşırı derecede büyür ve kalınlaşır. Tırnaklarda bozukluk olabilir.

SEDEF HASTALIĞININ SEBEBİ NEDİR? NELER SEDEFİ ARTTIRIR?

Sedef hastalığının sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın gelişimini ve şiddetini etkileyen birçok faktör olabilir. Hastalığa yatkınlığı olan kişilerde aşırı stres güneş yanığı deriye çarpma sürtünme gibi travmalar bazı ilaçlar boğaz iltihabı hastalığı ortaya çıkarabilir veya belirtilerini arttırabilir. Bu yüzden sedef hastaları veya ailesinde sedef olanlar sedefi arttıran veya ortaya çıkarabilen bu faktörlerden kaçınmalıdır. Bağışıklık sisteminin de etkisi vardır.




SEDEF HASTALIĞININ ÇEŞİTLERİ VAR MIDIR?

Sedef hastalığının şekli şiddeti devam etme süresi yerleşim yeri açısından çeşitleri vardır. En sık olarak önce küçük kırmızı bir kabarıklık oluşur. Giderek genişleme ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Kabuklar sedefi beyaz veya gümüşi renklidir. Kabuklar kaldırıldığında altta küçük kırmızı kanama alanları görülür. Keskin sınırlı genelde simetrik çeşitli büyüklüklerde deriden hafif kabarık plaklardır. Vücudun her yerinde görülebilse de saçlı deri diz dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir




Sedef hastalığı olan kişilerde yüzde 10’a varan oranlarda eklem şikâyetleri olabilir.




NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Tedavi hastanın genel sağlığı yaşı yaşam tarzı ve sedefin çeşidi yaygınlığı daha önce gördüğü tedaviler göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. Nemlendirici krem ve losyonlar deri üzerindeki pulların giderilmesine ve kaşıntının kontrol edilmesine yardımcı olur ve güvenlidir. Krem pomat losyon şampuan şeklinde direkt deriye uygulanan ilaçlar en sık kullanılanlardır. Kortizonlular vitamin D türevi olanlar katran içerenler sık kullanılır. Ağır hastalık durumunda ağızdan veya enjeksiyon yoluyla ilaçlar seçilebilir. Her tedavinin yan etkisi olabilir ve mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır.




SEDEFLİ HASTALAR GÜNEŞLENMELİ Mİ?

Sedefe güneşin iyi geldiği çok eskiden beri bilinir. Ancak güneşlenme kısa süreli ve bilinçli olmalıdır. Güneş yanıkları tam tersine hastalığı arttırabilir. Güneş ışınlarının deride yan etkileri olabilir. Uzun yıllar saatlerce güneş altında kalmak özellikle açık tenlilerde deri yaşlanmasına ve deri kanseri riskinin artmasına neden olur. Hastaların doktorlarına danışmalarında fayda vardır.




IŞIK TEDAVİSİ ZARARLI MIDIR?

Ultraviyole yapay (ışık tedavisi) ya da doğal yani güneşlenmeyle alınsın uzun vadede risklere sahiptir. Ancak bunun yanında sedefte çok etkin bir tedavidir ve kontrollü bir şekilde uygulandığında fazla sorun olmaz. Doktorunuz oluşabilecek yan etkileri de göz önüne alacaktır. Işık tedavilerinin bugüne kadarki en önemli dezavantajlarından biri kabin ya da lambalar halinde uygulanmasıydı. Sağlam deri de ultraviyoleye maruz kalıyordu. Bu yüzden hasta seçimini kısıtlıyordu ve yaygın sedefi olanlarda kullanmayı tercih ediyorduk. Artık sadece hastalıklı bölgeye uygulanabilen ışık tedavileri geliştirildi ve Türkiye’de de kullanılıyor.




Işık tedavilerinden PUVA da ise bazı ilaçlar kullanılması gerekir ve hastalarda bu ilaçların yan etkileri çıkabilir. Ve hastalar oldukça esmerleşirler. Tüm gün güneş gözlüğü takılması ve tedavi günü güneşten korunma gerekir. Bu da hastanın hayatını bir miktar kısıtlar.




IŞIK TEDAVİSİNDE YENİ BİR SİSTEM OLAN LOKAL TEDAVİ NEDİR?

Lokal ışık tedavisi sadece sedefli bölgeye uygulanan ve sağlam deri alanlarını yan etkilerden koruyan bir sistemdir. Tedavide ultraviyole B kullanılıyor. Özellikle az sayıda sedefi olan ama tedaviye dirençli hastalarda kolaylıkla uygulanabiliyor. Sedefli hastaların önemli bir bölümü bu tür hastalardır. Hasta yıllarca diz ya da dirseklerindeki sedefler için çok çeşitli kremler kullanır. Artık ilaç sürmekten bıkar ama ilacı bırakır bırakmaz hastalık tekrarlar. Bu tür hastalarda ağızdan ilaç tedavisi de sedef fazla yaygın olmadığından tercih edilmez. Bu yeni sistem bu hasta grubunda çok etkili ve oldukça başarılı. Yıllarca kremlerle çok fazla fayda görememiş hatta ağızdan ilaçlar kullanmış hastalarda bile olumlu sonuçlar alınıyor.




LOKAL IŞIK TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR?

Sedefli bölgeler kolayca örneğin 10 santim çapında bir alana bir iki dakika kadar kısa sürede ultraviyole B veriliyor. FDA onaylı bu sistem BClear. Sedef ve vitiligo hastalıklarının tedavisinde yeni ve gelişmiş bir tedavi yöntemi olarak yurtdışında son 3 yıldır kullanılmaktadır. Hastanın ağızdan herhangi bir ilaç kullanmasına gerek yok. Ama bazı hastalarda çabuk sonuç almak için çeşitli ilaçlar kullanılabilir. Kremlerle birlikte de daha hızlı cevap alınabilir. Hasta günlük hayatına hiç bir kısıtlama olmadan devam eder. Tedavi sonrası ertesi gün uygulama yerlerinde hafif bir kızarıklık olabilir. Genel olarak diz dirsek gibi yerlerde 8-10 seansta oldukça tatmin edici sonuçlar alınır. Seans sayısı hastaya göre değişir.




SEDEFİN KESİN TEDAVİSİ VAR MI?

Sedefe yatkınlık hastanın ömür boyu taşıdığı bir durumdur. Sedef lezyonlarının kaybolmasını sağlayan hem yüzeysel hem sistemik çok farklı tedaviler aylar hatta yıllar süren iyileşmeler sağlayabilir.










SEDEF HASTALIĞI (Psoriasis)

Psoriasis Grekçe kaşıntı anlamına gelen 'psora' kelimesinden köken alır. Sedef hastalığı olarak da bilinir. Hastalığın bulunduğu deri bölgesi kızarık hale gelir. Üzerinde kalın gümüş renkli kabuklanmalar oluşur. Saçlı deri diz dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir. Bazı vakalar kişinin hastalığının farkında olmayacak kadar hafif seyirlidir. Diğer taraftan vücudun büyük bir kısmını tutacak şekilde şiddetli seyredebilir. Bu çok şiddetli vakalarda bile yararlı tedavi metodları vardır. Sedef hastalığı aynı ailenin birden fazla bireyinde görülebilmesine rağmen bulaşıcı değildir. Toplumda hastalığın görülme sıklığı yüzde 1 ila 3 arasında değişmektedir.




Tedavi tipleri:




Steroidler ( Kortizon ); Kortizon içeren krem merhem veya losyonlar pek çok hastada hastalığın geçici olarak ortadan kaldırılmasına yardımcı olur. Genital bölge kasıklar ve yüz gibi hassa bölgelerde gücü daha zayıf olan kortizon türleri tercih edilmelidir. Daha güçlü kortizonlar saçlı deri diz ve dirsekler avuç ve ayak tabanları gibi bölgelerde kullanılmalıdır. Bu bölgelerde etkinin daha da artırılması için ilaç sürüldükten sora üzeri ince bir naylon film ile kapatılabilir. Bunlar bir deri hastalıkları uzmanı kontrolünde dikkatle kullanılacak ilaçlardır. Güçlü kortizon içeriği olan ilaçların yan etkileri arasında ciltte incelme damarlarda genişleme ve deride renk değişiklikleri sayılabilir. Bu ilaçların ani olarak kesilmesi hastalığın alevlenmesine neden olabilir. Tedavi devam ederken aylar sonra kortizon içeren ürünlere karşı direnç gelişebilir. Deri hastalıkları uzmanı tedaviye çok direnç gösteren bölgeler içine kortizon enjekte edebilir. Yan etkilerden kaçınmak için bunun küçük miktarlarda yapılması gerekir.

Saçlı deriye uygulanan tedavi; Saçlı deride bulunan sedef hastalığının tedavisi hastalığın şiddetine saçın uzunluğuna ve hastanın yaşam tarzına göre planlanır. Reçete ile veya reçetesiz alınabilen çok sayıda şampuanlar ve solüsyonlar bulunmaktadır. Bunlardan pek çoğu katran ve kortizon içerir. Hasta saçlı derisini sert bir şekilde şampuanlamaktan ve şiddetle kaşımaktan kaçınmalıdır.

Antralin; Kalın kabuklu sedef yaralarının tedavisinde tercih edilen bir ilaçtır. Deriyi tahriş edebilir yine deriyi ve giysileri geçici olarak boyayabilir. Yeni ürünler ve tedavi metodları bu yan etkileri azaltmıştır.

Vitamin D; Kalsipotrien sentetik bir vitamin D türevidir. Hastalığı belirli bölgelere sınırlı kişilerde diğer tedavilerle birlikte kullanılabilir. Yan etkilerinden korunmak maksadıyla belirli miktarlarda kullanmak gerekir. Normal vitamin D'nin tedavide bir yararı yoktur.

Kömür katranı; Yüzyıllardır sedef hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Günümüzde geliştirilmiş ürünler daha rahat kullanılmaktadır.

Goeckerman tedavisi; Hastalığın ağır formlarında kömür katranı ve ultraviyole ışığının birlikte kullanılmasıdır. Tedavi özel merkezlerde günlük olarak uygulanır. Ultraviyole ışığa maruziyet süresi hastalığa ve kişinin hassasiyetine göre değişir.

Işık tedavisi; Güneş ışığı ve ultraviyole deri hücrelerinin gelişme hızını azaltır. Bunlar Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın göz hasarına ve deri kanserine sebep olabilmelerine rağmen doktor kontrolünde uygulandıklarında oldukça etkili ve güvenlidirler. Vücut yüzeyinin tamamında sedef hastalığı olan bireylere özel odalar sayesinde tüm vücutlarına ışık uygulanabilir. Sıcak iklimlerde yaşayan kişilere güneş banyosu önerilebilir. Bu tür ışık tedavilerinden önce mutlaka bir deri hastalıkları uzmanının tavsiyesi alınmalıdır.

PUVA; Sedef hastalığı diğer tedavilere cevap vermez ve yaygınlaşırsa vakaların %85-90'ında bu tedavi metodu etkilidir. İsim Psoralen ve "UVA" kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Hasta Psoralen isimli ilacı içer ve özel bir ultraviyole formu olan UVA'ya dikkatle ölçülmüş miktarlarda maruz bırakılır. Tedavi 2 ila 3 ay içerisinde yaklaşık 25 kez uygulanır. Sedef hastalığını kontrol altında tutabilmek için yılda yaklaşık 30-40 kez uygulama yapılmasına ihtiyaç vardır. Alınan psoralen maddesi gözün lens kısmında birikeceği için hastalar tedavi alırlarken güneş batıncaya kadar UVA geçirmeyen güneş gözlükleri kullanmalıdır. Uzun süre uygulanan PUVA tedavisi deri yaşlanması kırışıklık ve kanser gelişim riskini artırır. Deri hastalıkları uzmanları PUVA tedavisini dikkatle takip etmelidir.

Methotreksat; Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın tedavisinde ağızdan kullanılan bir ilaçtır. Diğer tedavi metodlarının yetersiz kaldığı durumlarda sedef hastalığının hızla gerilemesini sağlar. Özellikle karaciğer üzerinde yan etkileri olduğu için düzenli aralıklarda kan testleri yapılmalıdır. Akciğer filmi ve nadiren karaciğer biyopsisi gerekebilir. Midede rahatsızlık hissi bulantı baş dönmesi ve sersemlik diğer yan etkileridir.

Retinoidler; Ağızdan alınan A vitamini türevi ilaçlardır. Şiddetli sedef hastalığının tedavisinde tek başlarına veya ultraviyole ışığı ile birlikte kullanılabilir. Deride gözlerde ve dudaklarda kuruma kan yağlarında yükselme ince kemik çıkıntı oluşumu yan etkileri arasında sayılabilir. İlaç doğacak çocukta çeşitli arazlara yol açacağından gebe kadınlarda tedavi esnasında gebe kalabileceklerde veya tedavi kesildikten sonraki 3 yıl içinde gebe kalmayı planlayan kadınlarda kesinlikle kullanılmamalıdır. İlaca başlanan bireylerde düzenli kan testleri yapılmalıdır.

Siklosporin; Vücudun bağışıklık sistemini baskılayıcı bir ilaçtır. Organ nakli ( karaciğer böbrek vb ) yapılmış kişilerde vücudun nakledilen organı reddetmemesi amacıyla kullanılır. Diğer tedavi metodları yetersiz kaldığı durumlarda şiddetli sedef hastalığında kullanılır. Böbrek yetmezliği kan basıncında artış gibi potansiyel yan etkilerinden dolayı düzenli aralıklarla yapılan kan testleri ile takip edilmelidir.

Araştırma safhasında olan tedavi metodları; Yukarda anlatılan tedavilerin hastalığın kontrolünde büyük yararı olmasına rağmen hiçbir tedavi metodu hastalığı bir daha ortaya çıkmayacak şekilde tedavi etmeye imkan vermemektedir. Son yıllarda özellikle bağışıklık sistemi üzerinde etki gösteren ilaçlar üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle hastalığın sebebinin tam olarak tespit edilmesi tedavideki yeniliklere de ışık tutacaktır.

MİDE HASTALIĞI BİTKİSEL TEDAVİ

MİDE HASTALIĞI BİTKİSEL TEDAVİ Mide ve Sindirim Sistemi bozukluklarında, bitkierden hazırladığımız l çaylardan faydalanabilirsiniz. Mide Ülseri, Gastrid, Sindirim Bozukluğu, Reflü, Kabızlık gibi rahatsızlıklardan bitkilerden yardım alarak kurtulabilirsiniz.
MİDE VE SİNDİRİM SİSTEMİ BOZUKLUKLARI

Mide veya sindirim sisteminde görülen rahatsızlıkların çoğu, sinirlerin devamlı olarak gergin olmasından veya karaciğer hastalıklarından kaynaklanır. Çünkü sinir sisteminin bozulması, vücuttaki bütün salgı bezlerini, bu arada mide ve karaciğer salgı bezlerini de etkiler. Ayrıca, karaciğere dokunacak şeylerin devamlı olarak kullanılması da, sindirim sisteminde rahatsızlıkların doğmasına uygun zemini hazırlar. Mide veya sindirim sisteminde meydana gelen rahatsızlıklar şöyle tespit edilir:
- Mide yanması, mide zafiyeti: Yemeğe başladıktan kısa bir süre sonra başlayıp, devam eden ağrılar.
- Mide iltihabı, onikiparmak ülseri: Yemek yedikten kısa bir süre sonra başlayan ağrılar.
- Mide ülseri: Yemek tedikten 2-3 saat sonra başlayan ağrılar.
Hepsinde de uyulması gereken kurallar kısaca şu şekide sıralanabilir.
- Yemeğe çiğ salata veya taze meyve ile başlamak sindirim sistemi için çok faydalıdır.
- Lokmalar iyice çiğnenmeli ve yavaş yenmelidir.
- Sofradan, tam manasıyla doymadan kalkmalıdır.
- Yemekte ve yemekten sonra fazla miktarda su içmemelidir.
- Çok sıcak veya çok soğuk şeyler yenmemelidir.
- Yemekleri her gün belirli saatlerde yemelidir.
- Yemekten sonra 1 saat kadar istirahat etmelidir.

Göğüs küçültme yada büyütme ameliyatı

Büyük göğüsleri küçültmek için yapılan ameliyat, bir ilâ üç saat ka­dar sürer. Bu küçültme işlemi operatör için de oldukça zor bir ameliyattır.

Göğ­sün yağlı dokusundan, bazen her meme den bir kiloya kadar parça çıkartılarak memenin hacmi küçültülür ve göğseyeniden biçim verilerek yukarı doğru kaldırılır. Ameliyat sırasında göğsün uç kısmına da yeni bir biçim verilebilir.

Göğse iyi bir biçim verilmişse ameliyat başarılı olmuş demektin. Ameliyat kesiğj çeşitli biçimlerde açılır; bazen ters dön­müş T biçiminde, bazen de halelerdeh koltuk altına doğru dikey olarak gelen bir biçimde kesilir.

Meme ucunun çevrisine de daire biçiminde bir kesik yapıla­rak, dikilir ve bu bölgeye de biçim veri­lir. Dört ilâ sekiz gün kadar hastanede kalmak gerekir. Sonuç genellikle başarı­lı olur; göğüsler genellikle yeni biçimle­rini korurlar. Bununla beraber, göğsün yarısından fazlası alınamayacağından, çok iri göğüsleri çok fazla küçültme ola­nağı yoktur.
Sarkık göğüsleri kaldırmak için, meme­ye tekrar biçim vermek veya göğüs deri­sini daha yukarı doğru çekerek yukarı­dan dikmek gerekir.
Çok küçük göğüsleri irileştirmek için çe­şitli yollar denenmiştir. Karından veya kaba etlerden alınan deri parçaları ekleyerek, silikon ve parafin kullanarak göğüsler büyütülmeye çalışılmıştı. Da­ha sonra, daha değişik bir ameliyat türü bulunmuş, memenin altına yarı akışkan silikon dolu kesecikler veya hiçbir özelli ği olmayan bir sıvıyla dolu baloncuklaı yerleştirilerek göğüsler irileştirilmeye başlanmıştır.

Ameliyattan sonra kalan yara izinin boyu beş santimetre kadar ol duğundan bu iz kolay kolay göze çarp­maz. Bu keseciklere karşı vücut tepki göstermez, üstelik göğüslerin görünüşü de oldukça doğaldır. Yusyuvarlak olan göğüsler, biçimlerini, çok az da olsa, za manla değiştirirler. Ameliyattan sonra vücudun tepki göstermesi halinde (yüz­de beş oranında) içeriye konan kesecik­ler kolaylıkla çıkartılabilir.

Düz göğüs çatılı, ince derili, kaburgaları gözükecek kadar zayıf kadınlara konu­lan kesecikler, elbise altında pek farkedi lemezlerse de, çıplak olduklarında veya göğse elle dokunulduğunda keseciklerin kenar kısımlarının farkına varılır. İşte bu nedenle, günümüzde yapılan göğüs bü­yütme ameliyatlarında kesecikler meme nfn altına değil, bütün göğsün arkasına yerleştirilmekte ve çok daha doğal bir görünüş elde edilmektedir.

Bu ameliyatların tamamen sakıncasız ol dukları söylenemez. Bazı kocalar, bir ya bancı cismin varlığını ve ne kadar ufak olursa olsun, bir yara izini görmeyi hoş karşılamamaktadırlar. Nitekim bu kpnuda, bir iç. salgıbezleri uzmanı “eğer amaç sadece vücudun gö­rünüşünü güzelleştirmek ise ameliyat ye y rine, iyi bir sutyen takılması çok daha doğru olur” demektedir.

Over kistler

Over kistleri
Kadına özel bir sorun

Over (yumurtalık) kistleri her yaştaki kadının sorunu olabilir aslında. Çok yaygın bir hastalık olmasına rağmen bazı hastalar kendilerindeki rahatsızlığın farkında değillerdir bile…

Çoğu over kist iyi huyludur ve genellikle 20-44 yaş arası kadınlarda görülür. Özellikle muayene ve ultrasonda elde edilen bulgular, ayrıca bazı kan tahlilleri ayırıcı tanıda bize yardımcı olur. Kistler her zaman infertilite (kısırlık) nedeni değildir. Eğer oluşum sebepleri hormonal düzensizlik ise infertilite görülebilir. Ancak, over kisti ile gebelik oluşabileceği gibi gebelik de over kisti oluşturabilir.

Over kisti yumurtalık dokusundan kaynaklanan, içi genellikle sıvı dolu olup boyutları 2 cmden 30 cme kadar değişiklik gösteren oluşumlardır.

Sebepleri
En sık neden hormonal düzensizliklerdir. Normalde her adet döneminde overler içinde yumurta hücresini taşıyan ve boyutları 3 cmye kadar ulaşabilen folekül adını verdiğimiz bir kist oluşur. Sonra bunun çatlaması ile yumurta açığa çıkar. Kadın gebe kalmaz ise bu dönemden 14 gün sonra kadın adet görür. Ancak hormonal düzensizliklerde bu yumurta taşıyan kistler ya çatlamaz, ya sabit kalır ya da büyümeye devam ederek bizim basit kist veya folekül kisti dediğimiz kistleri oluştururlar. Geçirilmiş over iltihapları, çok fazla radyasyona maruz kalma da over kistine sebep olabilir.
Belirtileri

Her over kisti belirti vermez. Genellikle adet gecikmesi veya düzensiz kanama şikayetleri ile kendini gösterir. Ayrıca over dokusunda gerginlik oluşturarak o bölgelerde kasık ağrısı ya da çok hızlı büyüyerek karında şişkinlik yapabilir.

Kimlerde
Over kisti özellikle adet gören kadınlarda görülür. Adet dönemi başlamayan genç kızlarda veya menopozdaki kadınlarda nadir görülür. Ailesinde over (yumurtalık) kanseri, rahim kanseri bulunan kadınlar da riskli gruba girer.

Kistler kötü huylu mudur? Çocuk sahibi olamama nedeni olabilirler mi? Kistle birlikte gebelik oluşabilir mi?

Çoğu over kist iyi huyludur (yüzde 80-85) ve genellikle 20-44 yaş arası kadınlarda görülür. Tek taraflı, mobil ve düzgün yüzeyli olan kitleler iyi huylu iken; iki taraflı, katı, yapışık, düzensiz yüzeyli ve hızlı büyüme eğiliminde olan kitleler ise büyük olasılıkla kötü huyludur. Özellikle muayene ve ultrasonda elde edilen bulgular, ayrıca bazı kan tahlilleri ayırıcı tanıda bize yardımcı olur. Kistler her zaman infertilite (kısırlık) nedeni değildir. Eğer oluşum sebepleri hormonal düzensizlik ise infertilite görülebilir. Over kisti ile gebelik oluşabileceği gibi gebelik de over kisti oluşturur. İlk gebelik aylarında gebeliğin devamı için gerekli hormonları salgılayan ve boyutları bazen 8-10 cmye ulaşabilen bir kist oluşur. Ancak gebelik ilerledikçe genelde küçülür ya da kaybolur. Takip etmek gerekir.
Kistlerin teşhisi için hangi yöntemler kullanılır?
Kistin tanısı için muayene ve ultrason yeterli olur. Ancak cinsi hakkında bilgi sahibi olmak için bazı kan testleri gerekebilir. Kanser şüphesinde ileri radyolojik tetkiklere başvurulur.

Tedavi yöntemleri

Over kistinin tedavisi cinsine göre değişir. Sık gözlenen basit kistler için genelde takip tercih edilir. Bu esnada doğum kontrol hapları kullanmak da kistlerin küçülmesine yardımcı olur. Doğum kontrol hapları yumurtalıkların çalışmasını durdurarak mevcut kistlerin vücut tarafından emilmesine yardımcı olur. İltihabi kistlerde düzenli antibiyotik tedavisi gerekir. Ancak 8-10 cmyi geçen ya da daha küçük olduğu halde 3-4 aylık takiple de sürekli büyüyen, ultrason ve kan testlerinde kötü huylu olma ihtimali olan kistlerin ameliyat ile alınması gerekir. Cerrahi girişim, bariz ağrı ve kötü huylu olma şüphesi bulunan vakalara uygulanmalıdır. USGde büyük kistler, çok odalı kistler ya da kan akımındaki artma kanser işaretidir. Kötü huylu kistlerden şüphelenildiğinde hasta hangi yaşta olursa olsun derhal ameliyat yapılmalıdır. Menopozdan sonra kadınlarda rastlanan kistler daha önemlidir. Bunların kötü huylu olma olasılığı yüksektir. Ancak menopozdaki kadında tesadüfen rastlanan bir kist küçükse (çapı 5 cmden küçük), tek boşluklu ve inci duvarlı ise kötü huylu olma olasılığı çok düşüktür. Bu kitleler cerrahi tedavi yerine takiple tedavi edilmelidir.

Kistler alındıktan sonra tekrarlayabilirler mi?

Kistlerin tekrarlaması cinsine göre değişir. Hastayı 6 aylık muayene ve ultrason takibi ile izlemek uygundur.

Tedavi edilmezse ya da geciktirilirse hastanın karşılaşacağı sorunlar nelerdir?

Kist tedavi edilmezse daha da büyüyebilir, belli bir büyüklükten sonra yırtılarak karın içine kanama yapıp hastanın hayatını tehlikeye sokabilir. Kötü huylu ise vücuda yayılarak ameliyat edilemez aşamaya gelebilir.

sivilce ilaçları

TERCİH EDİLEN İLAÇLAR
• Özellikle haifi derecedeki sivilcelerde deriye uygulanan krem ve losyonlar en iyisidir.
• Benzoyl peroxide % 5 kuru cilde gece yatarken sürülür.
• Retinoik asid % 0,025 oranlarındaki konsantrasyonlardan başlayarak gece yatarken kuru cilde sürülür. Jel formu da (Retinojel % 0,025, % 0.05)0 vardır ve oldukça kurutucudur. Başlangıç aşamasında lezyonların artmasına neden olur.
• Kislik lezyonlara eritromisin yada Klindamisin % 2 solüsyon uygulanması
• Tetrasıklin 250 mg günde dört defa 7-10 gün kullanılması ve dozun en düşük etkin doza kadar azaltılması.


DİĞER NOTLAR
• Akne (Sivilce), genellikle hasta için, doktora ifade ettiğinden daha ciddi bir sorundur
• Akne (Sivilce) zamanla geriler

grip için ilaçsız tedavi

Grip ve soğuk algınlığında tedaviye ne zaman başlanması gerektiği ancak hasta oldugumuzda aklımıza gelir. Yaşadığınız o can sıkıcı belirtilerin bir kısmı doğal iyileşme sürecinin bir işareti ve savunma sisteminin hastalıkla mücadele ettiğinin kanıtıdır. Mesala ateş, bedeninizin mikropları normalden daha sıcak bir ortamda öldürmeye çalışması nedeniyledir. Normalden daha sıcak bir ortam mikropları öldüren proteinlerin kana daha çabuk ve etkili yayılmasını sağlar. Dolayısı ile orta dereceli bir ateşe bir iki gün tahammül ederseniz daha çabuk iyileşirsiniz. Aynı şekilde öksürük de iltihaplı balgamı dışarı atarak hastalığın akciğerde yerleşmesini engeller. Burun açan ilaçlar da bu bölgedeki kan damarlarını büzüştürerek kan akışını azaltır; bu da mikroplarla savaş için sıcak olması gereken burun ve boğazın soğumasına sebep olur.
Burnumuzu düzenli olarak temizleyerek salgıları geri yutmamak önemlidir. Fakat bunu yaparken çok zorlayarak mikrobun orta kulağa taşınmasına sebep olmamak gerekir. Bunun yanında tuzlu su ile burnun temizlenmesi hem tıkanıklığı açar hem de virus yada bakterileri ortamdan uzaklaştırır. Tuzlu su şu şekilde hazırlanabilir; 1 su bardağı ılık suyun içine ½ çay kaşığı tuz ve ½ çay kaşığı karbonat eklenir. Eritildikten sonra sıra ile her iki burun deliği bir damlalık yada burun pompası yardımı ile yıkanır.
Vücudu sıcak tutup istirahat etmek ona tüm enerjisini hastalıkla savaşmaya yöneltme fırsatı verir. Bir battaniyeyi üzerinize çekip yatmak yapacağınız en doğru harekettir. Bununla birlikte içeceğiniz sıcak içecekler tıkanıklıkların açılmasına yardımcı olur, susuz kalıp kurumanızı engeller, boğazınızı yumuşatır. Eğer burnunuz boğazınız tıkalıysa gece rahat bir uyku uyuyamazsınız. Papatya, nane, kuşburnu gibi bir bitki ile hazırlanan çayın içine bir tatlı kaşığı bal katıp tatlandırın; eğer içki içiyorsanız dört çorba kaşığı konyak ekleyin, içmiyorsanız yarım limon sıkın. Bunu yatmadan önce sıcak olarak içmek sizi rahatlatacaktır. Bu içeceğin oda ısısına gelmiş halini garagara için de kullanabilirsiniz. Sıcak buharlı bir duş almakta aynı şekilde üst solunum yollarını rahatlatarak, kaslarınızı gevşeterek iyileşmenize yardımcı olur.

Tahriş olmuş burun deliklerinin etrafına mentol, okaliptus yada kafur içeren merhemler sürmek hem burunu açar hem de tahrişi düzeltir. Bunların hepsinin de hafif yüzeyel uyuşturucu etkisi vardır; bu da burun çevresindeki acıyı geçirmekte faydalıdır. Sıcak yada soğuk uygulamak dolmuş sinusleri bir ölçüde rahatlatmakta faydalıdır. Bunun için buz torbaları yada sıcak su termoforları kullanılabilir. Fakat aşırı sıcak yada soğuğun cildi yaralamasına izin vermemek gerekir.


Gece rahat nefes almak için her zaman yatılandan daha yüksek yastıkla yatılması solunum yollarının açık kalmasına yardımcı olur. Bunun yanında mutlaka gerekmiyorsa hasta insanlar uçak yolculuğundan kaçınmalıdır. Uçuş sırasındaki basınç değişiklikleri hastalığın iyileşmesini geciktirip zorlaştırabilir. Uçmak çok gerekiyorsa üst solunum yolunu rahatlatıcı ilaçlar kullanmak yada sakız çiğneyip sık sık yutkunmak alınabilecek önlemlerdir.
Bazı yiyeceklerin grip ve soğuk algınlığı ile savaşta faydalı olduğu bilinir;
Bu gıdalardan bazıları aşağıdaki şekilde sıralanabilir;

• Çay: Siyah yada yeşil çayın içinde cathecin denilen fitokimıyasal madde vardır. Doğal bir antibiyotik ve ishal durdurucu olarak bilinir
•Dolmalık Biber: C vitamini deposudur.
•Kırmızı Biber: Salgıları yumuşatır
•Hardal ve yabanturpu: Solunum yollarındaki salgıları yumuşatır.
•Yabanmersini: İshali durdurur, ağrıları azaltır, ateşi düşürür
•Turunçgiller: C vitamini deposudur
•Kızılcık: Mikropların idrar yoluna geçmesini engeller
•Pirinç: İshali azaltır
•Soğan: Bronşit ve diğer enfeksiyonları giderdiği söylenen kimyasallar vardır.
•Muz: Mideyi rahatlattığı bilinir

Tavuk suyuna sıcak çorbanın grip tedavisindeki hikmeti sıcak olmasından, sulu olamasından, kolay sindirilebilmesinden, içinde bol miktarda değerli besinin bulunmasından gelir. Ama en önemlisi annemiz, babamız yada eşimiz tarafından o hastalık halinde en ihtiyaç duyduğumuz sevgi ve ilgi ile hazırlanmış olmasıdır.

erkeklerde kısırlık tedavisi

Çiftlerin yaklaşık %15'inde görülen çocuk sahibi olabilme sorununda, sadece erkeğe bağlı faktörler %20 olup, ayrıca yaklaşık %40 vakada da erkekteki sorun, çiftin çocuğunun olmamasına katkıda bulunmaktadır.. Böylelikle, çocuk sahibi olmakta zorluk yaşayan çiftlerin % 50-60'ında, erkekteki bir sorunun kısmen de olsa sebepler arasında yer aldığı söylenebilir. Erkekte kısırlıkla ilgili sorunlar, çok büyük bir çoğunlukla yapılan sperm tahlilinden anlaşılabilirse de, bazı durumlarda özel tetkikler gerekebilir.

Yukarıdaki oranlar göz önünde bulundurulduğunda çocuk sahibi olmakta zorlanan her çiftin erkeğinin, eşi ile eş zamanlı olarak bir Ürolog-Androlog tarafından değerlendirilmesi gerekliliği açıkça ortaya çıkar. Erkek kısırlığına, bazıları ilaç veya ameliyatla tedavi edilebilen, bazıları tedavi edilemeyen, bazıları ise tanımlanamayan çok değişik etkenler sebep olabilmektedir. Tedaviler sonucu birçok erkeğin sorunu giderilerek normal cinsel ilişki ile çocuk sahibi olmaları sağlanabilmektedir. Tedavisi olmayan durumların saptanması halinde ise, çift gereksiz tedavilerin ekonomik yükü ve stresinden kurtarılabilir.
Erkek kısırlığı, bazı hallerde altta yatan ve hayatı tehdit eden ağır bir hastalığın da ilk bulgusu olabilir.

Genetik sorunlardan kaynaklanan kısırlık vakalarında, tüp bebek uygulamaları sonucu elde edilecek çocuğun sağlığını etkileyecek genetik anomaliler de saptanabilir. Kısırlık açısından erkeğin değerlendirilmesi, ilk aşamada Ürolog-Androlog ile yapılan bir görüşme ve doğru şartlarda verilerek, W.H.O. ( Dünya Sağlık Örgütü ) kriterlerinde değerlendirilen iki adet spermiogram tetkiki ile başlatılır. Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi, laboratuar tetkiklerinde ve özellikle Androloji alanındaki tetkiklerde de büyük bir çoğunlukla belirli standartların uygulanmaması, incelemenin kalite kontrol altında yapılmaması, uygun olmayan şartlarda verilen spermin doğru protokollerle değerlendirilmemesi yapılan kısırlık tetkiklerinin önemli oranda yanıltıcı sonuçlar vermesine sebep olmaktadır.

Bu ilk basamak değerlendirmede gerek görüşme, gerekse muayene veya sperm testinde sorun belirlenmesi halinde daha detaylı tetkiklere geçilecektir. Bu tetkikler spermle yapılan daha detaylı tetkikler, hormon analizleri, ultrasonografi ve bazı diğer radyolojik ve genetik testler olabilir. Yapılan tetkiklerin tamamlanması sonucu erkeğin sperm sayı, hareketlilik ve kalitesini arttırarak, dölleme kapasitesini yükseltecek tedavilere geçilir. Bu aşamada, eşin tetkiklerini yapan Jinekolog ile konsülte edilerek çiftin en kolay, ekonomik ve doğal yoldan çocuk sahibi olabilmesi için uygulanacak tedavi basamakları saptanır.

Kısırlık sorunu olan erkeklerin bir kısmı, eksikliği saptanan hormonların yerine konması veya ilaç tedavisi ile uygun hormonal yapısı olan hastalarda sperm üretiminin arttırılması ile tedavi edilebilir. Sperm tahlilinde hiç sperm hücresine rastlanmayan hastalar detaylı tetkikler ile değerlendirilerek testislerde sperm üretimi olup olmadığı veya spermin geçtiği kanallarda tıkanıklık varlığı araştırılır. Testislerinde sperm üretimi olduğu halde, spermiogram tetkiklerinde hiç sperm hücresine rastlanmayan hastaların birçoğunun özel mikrocerrahi veya endoskopik yöntemlerle tedavi edilerek normal cinsel ilişki yolu ile çocuk sahibi olmaları sağlanabilir. Ayrıca toplumdaki erkeklerin %15'inde ve kısırlık tanısı ile müracaat eden erkeklerin %40'ında saptanan varikosel ( testis damarlarında genişleme, varisleşme ), sperm üretimini bozan en önemli etkenlerden biridir. Varikosel, testislerde ısı artışı ve toplardamarlardaki kullanılmış kanın testise geri akımı sonrası testis içi mikro-dolaşımı etkileyerek sperm üretimini bozar.

Değişik ağırlık derecelerinde görülebilen varikoselin, tanısı muayene ile ve çeşitli radyolojik tetkiklerle konulabilir. Bu konuda uzman bir kişinin muayenesi ile saptanmayan sadece doppler ultrasonografi ile gösterilen varikoselin ameliyatının herhangi bir faydasının olmadığı gösterilmiştir. Bazen ağrı sebebi de olabilen varikosel, genelde bir sağlık sorunu olmayıp sadece çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerde saptandığı takdirde önem taşır. Ergenlik çağında başlayan varikosel testislerin gelişmesine de engel olabilir, bir an önce tedavisi gereklidir. Varikosel, sperm üretimine olan etkisini yıllar içerisinde gösterir. Ülkemizdeki gibi erkeklerin genç yaşta evlenmesi halinde varikoselden çok fazla etkilenmeden bir çocuk sahibi olabildikleri, daha sonraki yıllarda ise ikinci bir çocuk sahibi olmayı istediklerinde yıllar içinde artarak süregelen varikosel etkisi nedeni ile ikinci çocuğa sahip olamamaları da sık görülen bir durumdur. Varikosel mikrocerahi yöntemler kullanılarak, başarı ile tedavi edilebilen; en sık rastlanan erkek infertilitesi sebebidir. Tanısı doğru olarak konulan ve mikrocerrahi yöntemlerin başarılı uygulaması ile tedavi edilen varikosel vakalarında spermiogram değerlerinde %80'in üzerinde istatistiki anlamlılık gösteren düzelme sağlanır. Bu hastaların % 40-50'si başka bir tedavi gerektirmeden çocuk sahibi olabilirler. Geri kalanların önemli bir kısmı ise rahimiçi aşılama (IUI) gibi, tüp bebek uygulamasından daha kolay ve ekonomik bir yöntemden faydalanabilir düzeye ulaşacaklardır. Ayrıca, tüp bebek ve mikroenjeksiyon tekniklerinde de sperm hücrelerinin dölleme yeteneğini azaltan varikoselin ortadan kalkmasıyla başarı oranlarının artabileceği bilinmektedir. Kısırlık sorunu olan erkeklerde, varikosel teşhisinin gerek muayene ve doppler ultrasonografi yöntemlerinin hatalı uygulanmaları sonucu gerekse ticari kaygılar ile gereğinden fazla konulduğunu bilmekteyiz. Özel mikrocerrahi tekniklerin kullanılmasıyla gerçekleştirilen bu hassas operasyon yerine uygulanan diğer eski teknikler ve başarısız uygulamalar sonucu varikosel ameliyatı geçiren hastaların yaklaşık %40'ında varikosel ortadan kalkmamakta bir kısmında ise düzeltilmesi mümkün olmayabilecek daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Fayda oranı %80 lerin üzerinde olan varikosel ameliyatının gereksiz ve başarısız uygulamaları sonucu bu oran %20 lere dek inmiştir. Bu nedenle ameliyat önerilen kişilerin konuyu etraflıca tetkik ederek uzmanlar ile konsülte etmeleri uygundur.

Çeşitli ilaç tedavileri, mikrocerrahi veya endoskopik müdahaleler sonucu normal cinsel ilişki ile çocuk sahibi olamayan fakat yeterli düzelme sağlanan vakalarda rahimiçi aşılama yöntemi, özellikle PAF-IUI ilk seçilecek yardımlı üreme tekniğidir. Tüp bebek-mikroenjeksiyon yöntemlerine göre daha basit, ekonomik, komplikasyonsuz ve benzer başarı oranlarına sahip olan bu yöntemde eşin adet döneminde daha fazla yumurta üretmesi ilaçlarla sağlanır ve uygun zamanda erkek laboratuarda sperm verir. Erkeğin verdiği spermlere uygun fizik ve kimyasal ortamlarda hareketlilik kazandırılır, dölleme yeteneğine sahip olabilecekler seçilerek uygun ortamda iletildikleri Jinekolog tarafından rahim içine özel bir kanül ile enjekte edilir. Bu yöntemde her denemede yaklaşık %20-25 hamilelik şansı vardır ( tamamen normal insanlarda adet dönemi başına hamilelik şansı %35'tir ). Bu kolay ve ekonomik yöntem, eşin takibi ve sperm hazırlama işlemlerinin doğru şekilde uygulanmasıyla 4 adet dönemi süresince denenmelidir. Bu yöntemden sonuç alamayan veya bu yönteme uygun spermiogram değerlerine sahip olmayan erkekler için son çare bir tüp bebek yöntemi olan ICSI ( Intra Cytoplasmic Sperm Injection ) uygulanmasıdır. Mikroenjeksiyon adı da verilen bu pahalı ve zor yöntem tüm sakıncalarına rağmen eskiden çocuk sahibi olamayacağı düşünülen fakat testislerinde çok az sayıda da olsa spermi olan erkekler için bir şans doğmasını sağlamıştır. Son zamanlarda hiç sperm hücresi olmayan erkekler için de kopyalama ve diğer hücrelerden döl hücresi elde etme gibi ümit vaad eden çalışmalar yapılmaktadır.